Ancak ısındı üç numaralı vagon. Ayaklarımızın dibinden usul usul gelen sıcaklıktan mı, eksik koltuklarda varlıklarını göstermeye çalışan akciğerlerin azlığından mı, bilinmez…
Ankara’ya çok, Eskişehir’e az ve İstanbul’a en çok uzaktayız… Vagonda koordinatlarını el yardımıyla bulmaya çalışan sanki bir tek benim. Herkes görevlinin az sonra içeri girip “Eskişehir!” diyeceğine güvenip uyuyor. Bense, dememesinden korkuyorum. Çünkü hiçbir şey göremiyorum ıssız kara pencereden. Kendi aksim büyük bir taklit, ben de büyük bir panik içindeyim. Az önce varıyoruz sandığım, siyah otlakların üzerinde yüzen şehir örtüsünü göremiyorum artık. Biri şehrin ışıklarını üfleyip söndürmüş gibi… Şehir, şimdi de bana her zamanki gibi ‘varamayacağımı’ çağrıştırıyor.
Oturduğum yerden gördüğüm şey, öndeki vagonun, ceylanlar veya ‘neşe dolu’ küçük çocuklar gibi seke seke, ilerlediği… Bizse onun ardından sürüklediği umutsuz vagonuz; uykulu ve görevliye güvenli…
…ama gelecek şehir. Gecikse de gelecek. Sessizce, bağırarak, bağırtarak gelecek. Hep dediğini diyecek bana. Önce vagonun açılan kapısından usulca soğuğunu salıverecek bacaklarımıza. Öyle içimizi ürpertecek ki, ne kadar yalnız olduğumuzu soluyacağız bir süre. Yanımızda tek taşıdığımızın şimdi ve elimizde tek tutamadığımızın geçmiş olduğunu üşüyeceğiz…
Solumdan yüzü hikaye dolu insanlar geçiyor. Mesela demin süzüldü eski kocamın hayaleti. Düzenli olarak turluyor su ve abur cubur satan delikanlı, sanki standı tekerlekli değil; yorgunluğunu kah itiyor, kah çekiyor… Yüzünde uykudan kalma bir yazı, okuyor da okuyor…
Arka çaprazımda, henüz içindekini keşfetmemiş bir katil oturuyor. Bazen duramıyor yerinde, vagonda volta atıyor. Sonra içindeki sıkışmışlık hissinden sıkılıp yeniden huzursuzca yerine geçiyor. Yanında, dostunun sadece ara sıra asabileştiğini düşünen arkadaşı… Bilmiyor ki bu uzun siyah paltolu, ayakkabıları cilalı dostu, tecavüz edip öldürdükten sonra bile tekmeleyecek kadını!
Şehrin ışıkları çabalıyor yine var olmaya. Osmanlı ordusu gibi çıktı şimdi ortaya. Saat 10 yönünden 2 yönüne kadar dizili ışıklar, ellerinde meşalelerle koşturan askerler şimdi. Saldır komutunu almış, salyaları ve yüreklerinde katletme coşkusu, neyi yeneceklerini bile bilmeden canavarlaşan askerler…
Koşuyor ışıklar, içlerine dönen haini yok etmeye. Durur mu Fatih Ekspresi! Eskişehir’in üzerine, korkudan altına işeyerek ilerliyor!
21.12.20100
2.41
Eskişehir’e doğru